Uzay mekiÄŸinin içindeki astronotların havada yüzer gibi dolaÅŸtıklarını, eÅŸyaların ortalarda uçuÅŸtuklarını televizyonda görmüşsünüzdür. Uzay mekiÄŸinin dönüp durduÄŸu yükseklik, dünyanın boyutları ile mukayese edildiÄŸinde o kadar da fazla deÄŸildir. Peki nasıl oluyor da bu kadar bir yükseklikte yer çekimi sıfırlanıyor? Koskoca Ay’ı bile yörüngesinde tutan dünyamızın çekim gücü, ufacık bir uzay aracına nasıl etkili olamıyor? Devamı »
Bu gün Ay yüzeyine dikilmiÅŸ tek bayrak ABD’ye ait. Aya ilk ayak basmanın yanında 1969-1972 yılları arasında 12 ABD’li astronot ay yüzeyinde dolaÅŸtılar, toplam 170 saat Ay’da kaldılar. Bu arada saÄŸa sola kilometrelerce yürüyüş yaptılar. Dünyaya dönüşlerinde 400 kilogram kaya ve toprak örneÄŸi, 30 000 fotoÄŸraf getirdiler. Devamı »
Anadolu bilginlerinden Thales, astronomi hesaplarına dayanan GüneÅŸ tutulmalarını hesaplayan ve bunların depremlerle olan baÄŸlantısını bulan ilk kiÅŸi sanılmaktadır. Aristo’nun adı da Mezopotamya’da bulunan yeÄŸeninden buradaki rasathanelerde saptanan GüneÅŸ ve Ay tutulmalarının kayıtlarını istemesi ÅŸeklinde geçmektedir.
Bu konuda Thales’in tutulma olayına baÄŸladığı kehanetlerinin önemli bir rol oynadığı düşünülebilir. Thales, tutulan kayıtları ve yaÅŸadığı zamanın astronomi olaylarını incelemiÅŸ ve Anadolu’da meydana gelecek büyük bir depremi önceden haber vermiÅŸtir. Devamı »
Dünya üzerinde bir yeri veya bir noktayı saptamağa yarayan dereceli ölçüler.
Dünya, iki ucundan, yani kutuplardan hafifçe basık bir küre biçiminÂÂdedir. Bu küre üzerindeki herhangi bir yerin konumunu belirlemek için, kürenin paralel ve meridyen denilen çemberlerle hayalî olarak bölünmesi düşünüldü: bu çemberlerin kesiÅŸme noktaları yer tayininde büyük rol oynar. Devamı »
Göründüğünün tam tersine, evren çok az sayıdaki maddi cisimlere göre çok daha büyük oranda bir boÅŸluktan oluÅŸmuÅŸtur: nitekim gökcisimleri, yıldızlar arası boÅŸluk’ta tek tek kalmışlardır. Maddenin en küçük düzeyinde, yani atomda da elektronlarla çekirdek arasında oldukça büyük bir boÅŸluk yer alır.
İlkçaÄŸ’dan beri Aristoteles gibi bilginler, «doÄŸanın boÅŸluktan nefret ettiÄŸini» öne sürerlerdi. Bu eski fizik biliminin açıklayamadığı bazı olayları bir nedene baÄŸlamak için yarattığı ünlü bir deyim olmuÅŸtur. Devamı »
Yerküreyi saran hava tabakası. Yunanca “atnos”: buhar ve “sphaira”: küre sözcüklerinden.
Atmosfer Yüksekliğe Göre Değişir
Hayvanlar ve bitkiler ancak atmosfer içinde yaÅŸayabilir, çünkü atmosfer onları dış tehlikelerden (göktaÅŸları, morötesi ve kozmik ışınlar) korur, onlara hem ısı, hem de yaÅŸamaları için mutlaka gerekli olan oksijen gibi maddeleri saÄŸlar. Bunun için astronotlar, sürekli olarak, yapay bir atmosferin yaratıldığı bir kabinde veya uzay elbisesi içinde yaÅŸayabilirler. Devamı »
Uzayın ve uzayda tasarlanabilen biçimlerin, kurallara uyularak incelenmesini konu alan matematik dalı. Yunanca «ge», yer ve «metron», ölçüden.
Geometri Nil kıyılarında doÄŸdu. Bu ırmağın düzenli aralıklarla taÅŸması, tarlaların sınırlarını siliyor, Mısırlıları güç sorunlarla karşı karşıya bırakıyordu: çünkü tarlaların sınırlarını yeniden çizmek, herkese kendi yerini vermek, bunun için de tarlaların yüzölçümünü hesaplamak, nirengiler dikmek, kısacası, geometri yapmak gerekiyordu. Devamı »
Bilimler içinde hemen de en eksiksiz olan dal fiziktir. Fizik, bir yandan, cisimlerin düşmesi, âşığın yayılması, titreşimler, sürtünmeler gibi, her gün tanığı olduğumuz çok sayıda doğal olayla ilgilenir; öte yandan, uygulama alanının çeşitliliği nedeniyle, günlük hayatımızın her zaman içindedir. Sözgelimi, fiziğin en önemli konularından biri olan elektrik olmasaydı, yaşama düzenimizin nasıl olacağını düşünebiliyor musunuz?
Dünyayı Açıklamak
Fizik bilimi, insanların doÄŸada geçen olayları açıklama isteÄŸinden doÄŸdu ve İlkçaÄŸ Yunan filozoflarının bu konudaki çalışmalarıyla kuruldu. Bu filozoflar öncelikle, Dünya’nın oluÅŸum ilkesini bulmaÄŸa çalışmışlardı. Aristoteles, su, hava, toprak ve ateÅŸi deÄŸiÅŸik bileÅŸimleri ve dönüşümleriyle, Evren’deki bütün bilinen maddeleri oluÅŸturan dört temel öğe olarak kabul ediyordu. Leukippos ve Demokritos, “maddenin bölünmesi ve yok edilmesi mümkün olmayan sayısız küçük taneden, atomlardan meydana geldiÄŸini sezinlemiÅŸlerdi. Devamı »
15. yüzyıla dek kimya, eskiden beri bilinen kalıplarını bir türlü aşamamıştı. Bu kalıplaşma, efsanevi açıklamalarla ve ilkel reçetelerle örtülmeye çalışılıyordu. Kimya, halâ simya idi. 15. yüzyıldan itibaren simya, kıpırdamaya, kimya olmaya başladı.
Fosfor, bizmut, platin gibi yeni bulunan elementlerin gösterdikleri tipik özellikleri yeni açıklamalar istiyordu; öteyandan sürekli uzmanlaÅŸan endüstri ve ticaret de kimya sanayinin yeni ÅŸeyler üretmesini bekliyordu. Güherçile, ÅŸap, yeÅŸil vitriol (demir sülfat), vitriol yağı (sülfürik asit) soda gibi maddelerin üretiminin arıtırlması gerekiyordu. Bütün bunlar da eski kalıpları kırmayı ve bunu önleyen geçmiÅŸle hesaplaÅŸmayı dayatıyordu. Devamı »
Ortaçağ
İslâm Dünyası’nda baÅŸta aritmetik olmak üzere, matematiÄŸin geometri, cebir ve trigonometri gibi dallarına önemli katkılarda bulunan matematikçiler yetiÅŸmiÅŸtir. Ancak bu dönemde gerçekleÅŸen geliÅŸmelerden en önemlisi, geleneksel Ebced Rakamları’nın yerine Hintlilerden öğrenilen Hint Rakamları’nın kullanılmaya baÅŸlanmasıdır.
Konumsal Hint rakamları, 8. yüzyılda İslâm Dünyası’na girmiÅŸ ve hesaplama iÅŸlemini kolaylaÅŸtırdığı için matematik alanında büyük bir atılımın gerçekleÅŸtirilmesine neden olmuÅŸtur. Devamı »